Uzun bir reklam arasından sonra film kuşağına dönüş yapsam mı, yoksa buralardan pılımı pırtımı toplayıp gitsem mi ?
-Bilemedim :)
Blogumu yeni bir formata sokmak istedim ve uzun bir süre bu formatla ilgilenemediğim için buralardan kayboldum gittim.
-Olsun yine geldim :)
Geçenlerde uzun süredir kafamda olan bir listeyi unuturum korkusuyla kaleme aldım. Ölmeden önce yapılacaklar listesi :) Bir arkadaşıma bundan bahsettim ve ilk 3 maddesini duymak istediğini söyledi. Eeee dedim söyleyim madem. Konuşmanın sonrası şu şekilde gelişti :)
''İlk üç madden de bunlar varsa; bundan sonrakiler yemek yemek, kahve içmek ve uyumak filandır herhalde'' dedi.
'' Evet'' dedim. ''Tam da böyle. Neden biliyor musun? Çünkü...''
Yaklaşık bir iki hafta kadar önce bir arkadaşımla tam çekirdek, ıvır zıvır, abur cubur moduna girmiştik ve tv izleyecektik ki benim arkadaş ocaktaki çayı unuttuğunu hatırlayarak salondan mutfağa koşarken, kolunu salon camına geçirdi. Bizim keyif sadece 2sn de evet evet sadece o kadar kısa bir süre de seyrini değiştirdi. Yerler kan, her yer tuzla buz bir cam çetelesi, gerçekten çok çok kötü durumda olan bir kol ve karşınızda ben ''pijamalı ve panik ''! Atladık arabaya ve kazazede arkadaşımla acile gidiyoruz, arabasını da kendi sürüyor :S Bu da işin ironisi. Osmangazi Üniversitesinin aciline girdiğimizde, içeride açık hava bir konser var zannettim. Sevgili arkadaşımı 1,5 saat beklettiler ve ben acildeki doktorları artık boğazlıyordum.
Daha ne kadar bekleyecek.! Dikiş atılacak mı.! Neyi bekliyoruz.! İsmimizin okunmasına ne kadar kaldı. !
Bu süre zarfında bekleme salonunda bekliyoruz. Karşımda 18 19 yaşlarında bir çocuk başı önünde ağlıyor. Ve ona da bakmıyorlar. Ve ben ona bakmadıkları içinde sinirleniyorum. Çocuğun gözüne kaynak gelmiş, bakılmazsa kör kalacak!
Bu sırada durmadan bir ambülans çılgınlığı. İnsanlar yaralı, kalp krizi geçirenler var, olaya karışanlar ve polisler...
Şimdi bu nokta da kalakalıyorsunuz. Yanınızda canınız var, kolu kötü, karşı da bir çocuk, gelen zor durumdaki hastalar ve bir vicdan muhasebesi.
Saatler geçiyor benim arkadaşı alıyorlar acile. Ben dışarda bekleme de. Bir saat oldu, gelen yok, iki saat oldu, üç saat oldu... Gece üç oldu... İzin alıyorum, yeterince benden bıkmış doktor beni içeriye alıyor. Arkadaşımın koluna tam tamına 12 tane dikiş atılıyor, atılıyor ya; içeride kalp masajı yapılan bir amca, bir perde arasıyla seruma bağlı bir kadın ve dahası...
İnsan başına bu tarz şeyler gelince anlıyor ki;
Acaba çok şey mi istiyoruz? Ve gerçekten esasında pamuk ipliğine bağlı değil miyiz? Ve neyi dert ediyoruz. Her şey iki dakika da olup bitiyorsa biz bu kontrolün neresindeyiz?
Ve o zaman... O zaman ne yapmamız gerek? Nasıl bakmamız?
İki üç gün çay içmedim, ıvır zıvır yemedim, pansumandı, aman kol sarılacaktı, aman suya değmeyecekti, aaa yemek yapılacak zaten bulaşıkta yıkanacak insan yine unutup gidiyor... Gidiyor da günler sonra yine kalan dialog şu oluyor:
- Gel madem biz şurada oturup güzel bir çay içelim :)

