Hayallerimin adamından bahsedeceğim bu gece..
Bütün hayallerimi tek bakışta görebildiğim bir adamdan..
Tanımadığım; ama her halini gördüğüm bir adamdan..
Ukalalalığını, pısırıklığını, iyiliğini, kötülüğünü, sadistliğini, bilmişliğini, duygusallığını, kendine olan şu mütevazi güvenini, dizlerime vuravura güldüğüm ve çok öfkelenedebildiğim bir adamı..
Çünkü hepsinde o kadar iyiki.. !
Tüm bu duyguları yaşamadan yaşatarak çok sevdirdi kendini...
Aslında hepsinde öyle kendiki, başka biri diyemiyorum ben ona... Çok yakın...
Yabancılamıyorum...
Soluk almadığım günlerden bir gün...Bir baktım karşımda : '' Derin Bir Soluk Al '' !... İnanılmaz..Soluk aldımda, aldım ve tuttum.. İçime çektiğim bu havayı birdaha bırakamadım o günden sonra...Kanınıza işleyen bir adam, kanınıza işleyen bir oyunculuk...Kızlarda vardır ya: '' Şu adam gelsin, hiçbir şey düşünmem evlenirim '' Hıh...Ben bu adamı görene kadar değil, yaşayana kadar (((çünkü bu adam yakışıklı değil, güzel giyinen biri değil, güzel sözler söyleyen bir adam değil, kibar bir adam değil, BU ADAM KARAKTERLİ BİR ADAM))) öyle bir sözün anlamına hiç inanmadım...Yaşayana kadar...Karakterin karakteriğinden, karakter akıyor !... Ve o gün anladım GERÇEKTE NEFES ALMAK BÖYLE BİR ŞEY İŞTE...

Karışık olduğum günlerden bir gün...Bir baktım karşımda : '' Karmakarışık'' !... İnanılamaz... Karmakarışıklığım geçtide, daha bir karıştım ve esasında karmakarışıkta kalmak istedim.. Oyundan çıktım, hiç unutamıyorum, insanlar oyunla ilgili yorum yapıyor, konuşuyor, kimisi unutmuş bile tramvay derdine düşmüş, ben gülüyorum gülüyorum gülüyorum; ama biliyorum bükülen yanaklar salmayacak kendini, gamzeler çukur kalmayı tercih edecek... Gülüyorum kendime, ona, bu tutkuya, bu sahne aşkına, '' Nasıl diyorum, nasıl beni bu kadar kendimden alabilir, nasıl aşılayabilir kendine, üstelik bu aşılama koruma için olmayacaksa... 2 gün güldüm, yalan değil, 2 gün gelemedim kendime...İNSANIN İÇİNDEKİ TÜM KARMAŞIKLIĞINI ÇÖZEN KARMAŞA, NE DEMEKMİŞ O GÜN ANLADIM...TUTKU...

Bana sorsalar, '' Yaşam ne demek? '' derim bir oyun... Bana sorsalar '' Yaşamak ne demek? '' derim oyunculuk...Sorsalar senin yaşamının özü ne? derim tutku... Bana sorsalar bir adaya düşsen yanında götüreceğin tek şey nedir? derim: Tutkum...
Çünkü her sabah kalbime saplanan bir tutku var.. O varsa hiçbir şeye gerek yok... Kimdir bu tutku deseler ?
Derim; camın önünde her sabah beni bekleyen hava'm...
Derim; yüzüme vuran havaya, gülümseyen yüzü'm, güneşe göz kırpan gözü'm...
Derim; hemen ardından gelen müziğim, geceyse eğer; sarı loş ışığı mümkünse yanında olsun...
Derim; sokağa ayak bastığı anda bayram eden, üstelik bastığı yerleri toprak diye geçmeyip tanıyan küçük ayaklarım...
Derim; yaşlılarım ve çocuklarım... Çünkü şu insan hayatında en çok saygı duyduklarım...
Derim; alıp başımı gitmişliklerim... Güneş yeni batmakta olurken, sırt çantamla çıktığım yokuşlarım...Çünkü severim, ağırlık geriye çekmeye çalışırken, yukarıya çıkmaya çalışan inatlarımı...
Birde isterim güneşin batmaya en yakın olduğu zamanda, tepesinde olayım o yokuşun...
Yanında ''Histoire D' un Amour'' olsun...
Derim; aynı anda zor bulunan çocuksu olgunluklarım, dengeli dengesizliklerim, sevecen agresifliklerim, kendini nedense hep kandıran sabırlı sabırsızlıklarım...
Derim; kendimin Emresi Basalak' ı olmak... Öyle yakın olmak, onun yaptığına...
Derim; şu kovmaya çalıştığım zaaflarım...
Ve derim; demişliklerim diyeceklerimin göstergesidir.....................................................................................
(.)