İnsanlar... Her gün birbirine rağmen yaşayan... Birbirini görüp görmezden gelen... Ya da bir türlü görmezden gelemeyenler.... Alışkanlıklar... Hergün geçmişini unuturcasına yakana yapışıp, seni kendileriyle yargılayan; her gün beynini karıncalandıranlar... Herkese tahammülüm var; kimseye olmadığı kadar... Her şey çelişmiş, ben çelişmişim, bir girdabın içinde olmayı tercih etmiş sonra gökyüzüne kollarımla yalvarmışım... Kurtar beni bundan... Ama bacaklarım sağlam kalsın emi... Eskisi gibi istiyorum kendimi... Tam eskisi gibi... Hoyrat istiyorum kendimi, ukala, başınabuyruk, istemiyorum korkuların hepsi sende kalsın... Bırakın beni, bırakın ama bırakırken sessiz olun emi, uyandırmayın, kalkınca hatırlatmayın kendinizi, bakınmayım etrafa kalbimde bi acı, midemde bir his burkulması ve ne yapacağını bilmez halde...
Anlasanıza esasında alıştım size... Öyle ki bazen kötü olan sizden bile ayrılamayacak kadar aciz... Ben def edemeden, def olun... Biliyorsunuz esasında ben çağırmadım sizi, kimse sahibiniz ona gidin...
Annesi ve babası kavga eden ve mutsuz olan bir ailenin çocuğuna sormuşlar... Büyüyünce ne olmak istiyorsun diye... Çocuk demiş ya '' Mutlu olmak istiyorum'' ... diye ... Benimde bırakın bir evim olmasın çatısı saçlarım olacaksa, kalbim sıcak olsun sıcak bi fırından kime ne, pis havayı solumayacağım bir burnum olsun ve götürsün beni artık bu derenin kenarından... Gitarım piyanom olmasa da olur... İyi bi kariyerin bir önemi yok, iyi bir karakterin olduktan sonra...
Bıraksana bıraksana... Açık açık böyle kötülüğün içerisinde bile; hiçbir şeyden ürkmeyecek, hala böyle kaskatı kalacak kadar kötüyüm... Ağlamayacak kadar kötüyüm... Hani gece bir şey tıkırdar uyanırsın ya, bütün evi alıp götürseler beynime silah dayasalar kılım kıpırdamayacak kadar kötüyüm... Ne istersen al senin olsun da, sen şu siyah gitarımı ver bana geri...
3 üzeri n kadar üç noktanın, en sonuncusunda bırak beni...