Niye takip ettirirki insanlar kendilerini... Neden okunduklarını, bakıldıklarını görmek isterler... Ne önemi var... Okumak işte... Bir kitabı okur gibi, bir gazetenin köşesi gibi, yolda bulduğun içinde kaderini varsaydığın şey gibi... Bir reçete gibi, bir falım sakızının içinde şıpsevdi yaratmak gibi... Dahil olmazsın, anlık bir yazı işte... Anlık sözler, anlık hisler, hissizlikler...
Özgür'ü gördüm bugün... Özgür ile kıyasıya kavga ettim bugün, Özgür'ün üzülmesine üzülüp, bana kızmasına sevindim bugün... E be Özgür senin de bir mücadelen var değil mi bu hayatta... Sende içine mağrur, dışında bir aslansın... Haklısın sende... Bugün Lady Macbeth olamadım Özgür, ben bugün Nasreddin Hocanın karısı olsam; yakınsam neden benim adım yok beni herkes Nasreddin Hocanın karısı diye anıyor' diye... Yakınsam be Özgür, Hocaya... Hoca hak verse bana ve dese ki haklısın hanım, bundan sonra bana adın ne dediklerinde bende - Nasreddin Hocanın karısının kocasıyım diyeceğim' diye...
Elime beyaz peçeteler versen bende dünyayı beyaza boyasam, bende girsem buzdolabının içine ya da anlattığın Ali Ayşe sınavına dahil olsam, sana gösterdiğim menü varya hani ordaki satırların içine elindeki kahverengileri top yapıp saçmasan... Saçmasan be Özgür... Sen saçmasan... Çünkü :
....
Ben bir şapka çizmemiştim ki...Yuttuğu kocaman fili,sindirmekte olan bir boğa yılanı çizmiştim. Yetişkinlere her şeyi açık seçik anlatmazsan, birtürlü anlamazlar... Biraz olsun zeki birini gördüğümde, yanımdan ayırmadığım ilk resmimi çıkarıp ne gördüklerini soruyorum. Ne kadar anlayışlı olduklarını test ediyorum.Fakat hepsi resmimin,bir şapka olduğunu söylüyorlar.Bende onlara boğa yılanlarından,balta girmemiş ormanlardan ve yıldızlardan bahsetmiyorum..............