Momo puanlıdan şalvarını giyer, üstüne minicik bir yelek iliştiriverir... Zira yorgundur saat 5 te uyanmıştır ve heyecanlıdır... Tranvaya biner, oyunu oynamaya hazırdır... Adımları bir yavaş bi hızlı, ruh hali bi sevecen bi kasıtlı, yollar bi inişli bi çıkışlı gidiverir... Sanki her şey ona ayak uydurur gibidir, ne şaşırtıcı(!) Eskişehir ahaliside ilk defa bukadar bukalemun bukalemundur... Momo nereye bassa ya Eskişehir ona uymaktadır ya da o bastığı her yeri Eskişehire yamamaktadır... Çok değil zaten 1 saat sonra belli olacaktır, kimin kime uyduğu ya neyse, yazıda da birkaç satır sonraya bırakalım madem...
Momo kesin bulanıksız emin adımlarıyla açar kapıyı, çevresindekilere yapay bir gülücük fırlatıverir, zira kafası sadece kendiyle daha doğrusu Nasreddin Hocanın karısıyla meşguldür, asansöre biner ve basar 5'e... Es geçmediği asansör aynasına bakıldıktan sonra, kapı aralanır ve girilir Momonun cafcaflı dünyasına... İçerde çocuklar doğaçlama yapmaktadır... Hocalarıda başında... Momo izler, hava alır, çantasındaki fazlalıkları eksiltir derken Hocanın sesi gelir, çocuklar yan sahneye geçerler ve Momo Hocasıyla başbaşa kalır... Oynar ve Hocasının dudak arasından dökülecek 5koldan gelecek notalarını beklemeye başlar... Bu Momonun ilk oyunudur; ama hocasının izlediği onca oyundan biridir işte... Momo için ne denli önemliyse Hocası için çoktan kanıksanmış, yüzlerce kez kaleme alınmıştır... Hoş bu Momonun ilk kalem tutuşu gibidir, kutsaldır, çok başka bi yerdedir her şeyden öte... ya neyse Edebiyata gerek yoktur... Hoca pat pat dökülür... Bir ay bizim için çok kısa bir süre... Bir ayda üstündeki bu şehirli havayı atamayız, senin bu her daim bakıldığında güler gibi duran suratına, yaşlı bir kadın suratını sokamayız... Bir ay çok kısa, önünde uzun süredir hazırlananlar var, şansın çok az, şansın çok az, şansın çok az...
İçimdeki ses derki::::::
Girmeyim o zaman Hoca, seneye denerim olmadı, zaten pert oldum... Seneye anca toparlarım kendimi.... Oysa uzun uzun sohbetlerde anlamış olmanı umardım, bir tutkuna bu kadar damardan girilmez... İlk defa sahneye çıkmış, yığınlarca kitap okumuş, bu aşkının uğruna bi üstünü daha koymamış,... söyle söylede yavaş be Hoca... Şurada duracaksın, şöyle yapacaksın bile demedin; bir kere denedim altı üstü... Aman be Momo anla işte... Dünyaya dön, gözünün içine bakıyor, bir şey söyle, adam öldün sanıyor....
Dışımdaki ses sonunda çıkar::::::
Tamam... Ve birkaç politik bla bla bla...
Neyse minikler gelir, konu kapanırki zaten Momonun suratı yavaş yavaş düşmektedir, Momo zor tutmaktadır onu kirpikleriyle... Birkaç muhabbet ettikten sonra miniklerle, yavaş yavaş kıpırdanmaya başlar... Birkaç gün önce Hocasına aldığı kitabı yerinden çıkartır... Kitap Momonun bu zamana kadar okuduğu en güzel kitaptır... Michael Ende '' Bitmeyecek Öykü '' ...
Bu kitabı ilk okumak istediğimde yaşın çok küçük, biraz büyüdükten sonra oku istersen demişlerdi...Yazılarının bi kısmı yeşil, bi kısmı kırmızı olan; yılanın kuyruğunu ısırdığı aynalı bir mercekten bakmaktaydım merakla... İki yıl sonra dayanamayıp 13 yaşlarımda iki günde yerimden kalkmadan, okuyup hatmetmiştim... ÇOK SEVMİŞTİM...
Aradan yıllar geçince birdaha okudumki, bu kitap hala benim en sevdiğim kitaptı...
Küçük hayattan bezmiş Bastian adında bir çocuk tarafından, kitapçı dükkanından çalınmış bu kitap; aslında kendi kendini anlatmaktaydı. Bastian ailesinden ve herkesten kaçarak bir tavan arasına yerleşip bu kitabı okumaya başladığında, kitabın içine gireceğini henüz farkında değildi... Farkında olduğunda gördüki, yeşil yazılar kırmızıya dönüşmüş ve Bastian bu kitabın içine yerleşmişti...
Benimde içine yerleştiğim, kendimi kendimi yaşadığım bir roman varsa işte oda TİYATRO sevgili öğretmenim... Momo öğretmenine en sevdiği kitabı verir, konuşur, sarılırlar ve Momo o asansöre birdaha biner... Bu sefer aynaya bakmaz... Çıktığında kocaman bir boşluktadır... Kirpik aralarına bulutlar çoktan yerleşmiştir, şimşekler çakmıştır, lakin Momo oynamaktadır yine tiyatrosunu kendine... Islanmamaktadır... O anda belli olur Momo mu şehre uyum sağladı, şehir mi Momo'ya... Bi su damlası konar Momonun burnuna, yağmur yağmaya başlar... Bugün şehir gerçekten bukalemun edasında, Momonun ruhuna oynamaktadır...
Ve Momo;
Çıktığı günden beri düşünmektedir... Bir karara varamadığı başarısızlık duygusunun altında ezilirken, gerçekten pes etmeli mi bilmemektedir... Birkaç gün sonra Turgut Özakman sahnesinden gidip Ekim ayının en baba oyunlarına bilet almış, onları izleyeceği günü heyecanla beklemektedir...