Farkındayım... Yazamaz oldum... İyi bir şeyler yazamaz, iki lafı biraraya getiremez oldum; aklımdaki kitaplar naralar atarken... Daha bir vakur oldum... Farkındayım farkındayım; auralarım olumsuz çanları çalıp duruyor... Dum dom,dum dom, 1 2, bir iki... Çakralarım sıcaktan patlamak üzere... Çıktığım yürüyüşlerde, tüm Eskişehir halkına, sert bakışlar atıyorum istemsiz...
Şuradaki yazıların birkaçı dışında da kimseyi okumuyorum... Bu da mı geçecek dersiniz? İşte bu sefer baltayı taşa vurdum diyorum... Senelerdir attığım nutukların, meydane çıkma vaktidir şimdi... Hepsinin mi? Evet evet hepsinin... Ne bildiysem, ne yaşadıysam, ne gördüysem, ne gezdiysem, her ne halt yediysem işte...Hadi bakalım Damla seni şöyle bir ortaya alalım... Bakalım bi ne öğrenmişsin? Gel bakalım dünyanın ahiretine ? Oyna diyorlar içim kan ağlarken... Olur diyorum, Trakya havalarına ne dersiniz ya da efeler gibi açayım kollarımı vurayım dizlerimi yerlere, olur horon da teperim yeterince delirmiş gibiyim zaten... Hayat bazen ne çok şey bekliyorsun, aklım almıyor...
Yanmaktayım; ama dışım buz keserek... Cennette miyim, Cehennemde mi? Cennette değilim o kesinde... Bu yanmak, o yanmak mı? Cehennemdeki yani ..? Yok yok sanırım ben, Arafta bir yerdeyim... Kanım buz gibi... Hadi bakalım diyorum, bunu da atlat ! Bir ses geliyor arkamdan işte bu sefer değil, kahkaha çığlıkları! Kestiremiyorum Melek Damladan mı, şeytan Damladan mı geliyor ses... Anlayamıyorum... Gözlerimi kaydıra kaydıra çaktırmadan sağdan mı soldan mı geliyor, bari onu kestireyim diyorum... Yok!
Böyle dik dik, elleri kavuşturmuş kucağıma oturmaktayım... Dışardan bi bakmaktayım kendime... Omuzlar dikte... Öyle çaba sarfediyorumki onları dik tutmak için, beşyüz katı can çekişiyorlar gariplerim, bıraksam oh çekecekler... Çekecekler ya, yok öyle yağma... Ulan Damla ne inatçı kız çıktın sen be!
Bizim gün gün saydığımız ömür dediğimiz şey, bizden önceki nesiller bizden sonrakiler, yani şu Dünyanın yaradılışı kıyameti hepsi, Allah katında 6 günmüş... 6güncük... Benimki kaçıncı günde şuan merak etmekteyim...
Ruh ve beden dediğimiz olayın (biz hayatta iken) birbirinden tek ayrılma hali; uykudayken olurmuş... Biz uyuyunca ruh yükselirmiş... Ruh sadece uykudayken, bedenden özgürleşirmiş... Ne kadar doğru... Alıp uyutsanıza beni... Ama kaçırmayım hiçbir şeyi... Şu sol yanım varya... Hemen göğsümün altında bir şey yanmakta, onu alın... Dur dikkat! Yakmayın elinizi! Hıh... Şimdi oldu... Alın onu uyutun olur mu? Hatta mümkünse soğuk bir yerde dursun azcık katılaşsın, vurdunun duymazı onada bir selam etsin !!!
Anne karnı... Yerçekimsiz bi suyun içi... Hani fiziksel baskıları en az hissettiren yer... Tekrar oraya giremeyeceğime göre; bana yine ceninli uykuların yüzü gözüktü....... Fenadeğil... Teni beyaz bir bebek yüzü var? Ne kadar tutacaksın beni yanında... Biraz fazla olsa olur mu; zira dayanacak gibi değilim... Bakma Mecnun gibi derdimi böyle yazılara dağa taşa döktüğüme, zira Leyladan farksız oldu dilim...