Yağmur yağıyor.... Aznavour'un söylediği gibi '' The taste of life was sweet like rain upon my tongue -Hayatın tadı dilimin üstündeki yağmur gibi-.... '' Ayakkabılarımı çıkarıyorum, çıplak ayak yürüyorum toprakta... Nitekim elektriğimi alıyor, saç tellerim havalanıyor... Yürüyorum, sabah olsun yürüyerek, toprak bitmesin istiyorum... Dönemeçlerden kıvrılıp, başka başka sokaklara geçiyorum... Bir tanesi var, bu şehirde yürümeyi en çok sevdiğim, bitmesini hiç istemediğim bir sokak... Ben bu yalnızlığı neden bu kadar seviyorum...
Mumlar yakacağım bu gece... Dinleyeceğim seni... Çınlayacak kulaklarımda;
Dün ben gençken
Hayatın tadı dilimin üstündeki yağmur gibiydi...
Sanki bu aptalca bir oyunmuş gibi tedirgindim
Akşam esintisinde bir yol, bir mum ateşini artırırdı...
Hayalini kurduğum onca düş, planladığım şahane şeyler
Her zaman yaşamak için inşa ettim, zayıf ve değişken kumsalda
Geceyle yaşadım ve günün parlak ışıklarından kaçtım,
Ve şimdi tek anladığım, yılların nasıl geçtiği...
Dün, ben gençken
Söylenmeyi bekleyen birçok şarkı vardı...
Birçok vahşi zevk vardı, içimde yatıp bekleyen
Ve kamaşan gözlerimin görmek istemediği birçok acı vardı
Şimdi çok hızlı koşuyorum ve gençlik sonunda koşup kaçıyor
Hayatın anlamını düşünmekten hiç yılmadım
Ve anımsadığım her konuşma
Benimle ve kendisiyle ilgili, başka hiçbirşey yok...
Dün ay hüzünlüydü
Ve her çılgın gün yapılacak yeni şeyler getirdi
Ve ben sihirli günümü yaşadım sanki bu bir asaydı...
Ve kaybı hiç görmedim, ötedeki boşluğu da...
Gurur ve kibirle oynadım aşk oyununu
Ve her alevle yandım çabucak, çabuk da öldüm
Ve her alevle yandım çabucak, çabuk da öldüm
Ve sadece oyunu bitirmek için sahneden indim....
Şuan elimde, elimin ona değdiği ilk albümü var... Çok genç burada... Şarap Adam diyorum.... Şarap Adam...

