Sadece yazmak istedim... Dokunmak istedim bastığım çıkıntılara, kısa süreliğine içlerine gömülmelerini istedim... Hani  bi oyun var ya elinizde bir tokmak, delikten çıkan hayvan figürlerinin kafasına vuruyorsunuz... Ben o oyunu çok seviyorum... Laf olsun işte, yazayım istedim... Birilerini okumak değil, yazmak istedim... İlla bir konu olmasına gerek yok; hava çok sıcak, balkonun etrafı ustalarla dolu balkon bir hayal oldu, 8den önce de dışarıya çıkılamaz oldu... Kışı özledim, karı, şapkalarımı, eldivenlerimi, o soğukta inatla giydiğim konverslerimi, burnumun ucuna kondurmak için kar taneleriyle oynamalarımı, sıcak şarap içmeyi özledim, kara uzanmayı özledim, sonra çamurlaşan karları vıcık vıcık ayaklarımla ezmeyi özledim, soğuktan burnunun ucu kızaran insanları özledim... Zaman ne çabuk geçiyor değil mi ?



Annemin çeyiz sandığını boşalttım... İçinde ne güzel şeyler varmış hayretle baktım... Nakışlı el işçilikli bi sürü şey... Kullanmak istedim ama onlar benim çeyizimeymiş... Aman dedim be anne 3 günlük dünya... Annanem bana en sevdiğim renk pembe olduğu için ipekten bir şal diktirmiş, uçlarındaki püsküllere bayıldım... İçindekilerin hepsini kullanabilsem bi saray yaratırım dedim ben bu evden...

Sonra annemin nişan elbisesini buldum... Sarı renk kolları tül, bele oturuyor... Küçücükde bir fiyongu var... Zaten bir fiyongun kötü durabileceği bir yere ben hiç rastlamadım....Annem nişanlanırken aynı bedenmişiz, muhtemelen benim yaşlarımda nişanlanmış olacak...

Neyse sonrasında salaş bi örtü buldum arkası hasırdan gibi... Çevirdim örtünün arka yüzünü, üzerine  de 2tane deniz yıldızı şeklindeki tabakları deniz kabuklarıyla doldurup koydum... İki tane  ağaçtan mumlarımı koydum ( ki adlarıyla anmak lazım Adem ile Havvayı) , el oyması lambamı ve tahtadan tarağımıda üstüne koyunca bi şaheser yarattığımı düşündüm... Ortaokulda ev ekonomisi dersiydi sanırım bi kese dikmiştim... Kese midir adı tam bilmiyorum, böyle kumaştan kapaklı, içine bir şeyler konulan basit dikiş motiflerinin olduğu bir şey işte... Niye yazıyorum bunları bilemedim, böyle şeyleri okumayı ben hiç sevmemde... İşte sadece yazmak istedim... Onu da sandığın üzerine gelecek şekilde duvara tutturdum... Pazarcı bir teyzede yıllar önce, kendi yaptığını beğenmediğim küpe parçalarını bozup, nice şirinliklerle aletlerini alıp sıra sıra madeni kocaman gümüş paraları, birbirine zincirlerle uzatıp bi küpeye göre çok uzun olan bir hale getirmiştim...Kadın hayret etmişti, aynısını yapıp bende satacağım dedi allahtanda gönlünü edebilmiştim... O küpeleride o keseden sarkıttım... Çook güzel oldu... Sonra kare bir yastık kılıfı buldum sandıktan... Annem dedi ne yapacaksın kızım bunu, bunlar antika ne bileyim ne dediysede aslında çokta basit üç tane çiçek dokumuşlar üstüne... Onuda allem ettim kallem ettim aldım... Boş  bir fanusu onunla kaplayım içine kalın uzun bir mum koydum... yerlere deniz kabuklarından güzel güzel şekiller yaptım... Bi kilim attım odama, yatağın üzerine kocaman iki yastık... Süper oldu, dokunmaya kıyamadım... Fotoğraflarını koymak isterdim makinam bozulmasa... Onun yerine bu çok sevdiğim ayakkabı pardon annemin deyimiyle pabuç fotoğraflarını koydum :) Ne alaka bende bilmiyorum...






Çokta pahalılar...





edit post

6 Reply to "Bu yazıyla, bu fotoğraf ne alaka ?"

  • Adsız on 11.8.10

    Yazını keyifle okudum böyle yaratıcılık yüklüsün ya seni durup dururken sevmediğimi anladım. Yazıya gayet güzel olmuş pabuçlar :)özellikle çukulataya batmış çilekli olnını beğendim.Aklıma hemen eskinin ayakkabısından şampanya içilen güzel aktristleri geldi.O ayakkabıları giysem benim ayakkabımdan da içen olur mu dedim ?Olmazsa ben eski zamana gidip o aktristlerden biri olarak doğsam dedim.Dediğin gibi hava çok sıcak galiba bende sıcakta iş için koşturmaktan kalan buçuk aklımıda yedim :)

     

    m o m o on 11.8.10

    Ruhgezgiiiiiiii neden beni sevmediğini anladın !????

    Bu devirde hangi erkek ayakkabıdan bir şeyler içer ?.. Bilmem...Pek sanmıyorum...

    Bende bu yeni yapım Yedi Kocalı Hürmüzün filmini seyredince onun kıyafetlerine çok özendim... Keşke dedim hep böyle giyinsem, ne güzel olurdu...

    2mize de bi zamanda yolculuk lazım, buralar kesmiyor artık :)

     

    minimalist on 11.8.10

    o yolculuğa beni de alır mısın sevgili Momo :))) Bu arada keşke makinan bozulmasaydı da sandıktan çıkanları görebilseydik. Ne meraklıyım de mi???
    Buarada kış gelince şöyle sen, ben ve ruhgezgini buluşup sıcak şarap içsek, sohbet edip tanışsak çok güzel olur diye düşünmekyeyiz biz iki malum kişii :))

     

    Adsız on 11.8.10

    Seni durup dururken sevmediğimi anladım derken haklı sebeplerle sevmişim yani yaratcı ve renkli insanlardır benim kalemim işte sende hepsi var.Yaratıcılık,durup dururken can sıkılması, delirme, ortalama hayatlardan sıkılma.
    Zamanda yolculuk için ne yapsak michael j fox'u mu çağırsak ? Senin için erken ama benim kendimi iyi hissetmem için baya bir geriye gitmem lazım :)

     

    m o m o on 12.8.10

    Ruhgezgini; can sıkılması, delirme kısmına çok güldüm :)))
    Bende korktum yüreğim hop etti, sen yine de böyle adrenalin içeren cümleler kullanma :))) Tamam sen Michael' ı bul, profesör kısmını ben halledeceğim :)

     

    m o m o on 12.8.10

    Minimalist gelmiş... Hoşgelmiş... Evet evet şu sandıktan çıkanları paylaşmayı bende isterdim, annem pek bir şey bulamadı ama bana göre bi cennet... İçine girip hiç çıkmayabilirim; ama malum çok naftalinli :) Tamam kışa tanışıyoruz o zaman..

     
  •