Karmaşık bir yazı olacak besbelli..Ama ne kafa karışıklığından, ne hiçbir şey düşünmemekten.. Bilmekten.. İnsankızı hallerinden...
Elimde bir kitap var..Yine bir önyargı açmazıma, beni çuvallatmakla karşılık veren bir kitap..Uzun zamandır işittiğim, iyi ya da kötü eleştirilere kulak tıkadığım bir kitap.. Orası bende gizli.. Adından mıdır, sanından mıdır bilmiyorum =) Ama yüzleştim =) Bu duyguyu kendime yaşatmayı seviyorum..
Neyse nedendir bilinmez, ben çok okunan kitapları pek fazla sevmiyorum..Benim gözlerim hep diplerde, köşelerde, keşfedilmeyen güzelliklerde..Daha köhne raflarda, okunmamış ve keşfedilmemiş, dilerde barınmayan sözcüklerin bulunduğu kitapları seviyorum. Kitabı rastgele açıyorum ve önce bi içime çekiyorum..Sonra rastgele paragraflar seçiyorum kendime..Ve o paragraflarda benim için çağrışımlar, nedense hep oluyor..
Günlerden yakın bir gün..Yavaşça girmekten hoşlandığım D&R kapısından hızlı adımlarla girmişim, tek raf, o rafı biliyorum zaten, ne anlamı varsa aynı kitabi bütün bir rafa dizmişler..Nedense buna da kızıyorum ben..
Neyse kitap hani şu pembesi olupta, zatı muhteremler pembe taşıyamıyorlarmış diye siyahı basılan kitap..Sanki pembe taşısalar, ne olacaksa.. Kitabın adı '' Aşk'' .. Ama bana göre başlığı '' Aşk Şeriatı'' olmalıymış..
Kitapta beni etkileyen öyküler, belki nasihatler ve arada geçen kuralların içinden seçtiklerim var.. Kitabı okumak bana yeterli gelmedi, yanında illaki birde kalem taşımak gerek..
İçinde tasavvuf ve dini bütünlükler yer alıyor, aynı zamanda bana göre kişisel gelişim bir hayat girdabı... Bugün var; ama aynı zamanda geçmişten sahneler görüntülenmiş..Alışkanlıklar ve Aşk..Ve birçok hayat içinde kaybolmuş, yahut gerçekten yaşamın özünü kavramış insanların yaşam öyküleri ara ara geçiyor.. Aynı zamanda da çok yalın.. ''Bunca hayat, bunca insan var dur aman kafam karıştı'' dedirtirecek bir yer bulamıyorsunuz..
Velhasıl gelgelelim bu kitapta benim sevdiklerime.. Sözlere, nasihatlere, öykülere, uyanışlara ve dahasına.. Hiç üşenmeyeceğim; aksine zevk duyacağım yazmaktan..
- Şimdiye değin nasıl yaşadıysan, gene öyle yaşayacaksın sanırsın.. Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın.Yok olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o. Ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını, bildiğin bir şeye hasret kaldığını anlarsın. Şamar gibi iner hakikat suratına. Sana bu içindeki boşluğu gösteren bu kişi bir pir, üstad, arkadaş, yoldaş, eş ya da bazen bir çocuk olabilir. Önemli olan seni tamamlayacak olan ruhu bulmandır.
- Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şuan burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız, pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşursak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
- Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde.. - Tebrizli Şems, dünyayı kocaman bir kazana benzetirdi. İçinde mühim bir aş pişmekte. Yaptığımız, hissettiğimiz, söylediğimiz, hatta düşündüğümüz her şey bu kazana malzeme olarak giriyor. Öyleyse bu evrensel aşa ne kattığımızı kendimize sormamız gerek. Kırgınlıklar, kızgınlıklar, kan davaları ve şiddet mi? Yoksa aşk, inanç ve ahenk mi ?
- Akılcı kararlar alıp planlar yaparak hayatımızın akışını denetleyebileceğimizi zannediyoruz. Oysa balık yüzdüğü okyanusu denetleyebilir mi ? Bu sadece sahte beklentiler ve hüsranlar yaratır.
- Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
- Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
- Şeriat der ki: '' Seninki senin, benimki benim.'' Tarikat der ki: ''Seninki senin, benimki de senin.'' Marifet der ki: ''Ne benimki var, ne seninki'' Hakikat der ki: ''ne sen varsın ne ben ''
- Bir abdal bir şehre gelmiş. Buranın halkı yabancılara hiç güvenmezmiş. ''Defol'' diye bağırmışlar dervişe. ''Hiçbirimiz seni tanımıyoruz!''
Derviş sukunetle yanıt vermiş: '' Ben kendimi tanıyorum ya, önemli olan o. İnan olsun, şayet öbür türlü olsaydı, yani siz beni bilseydiniz ama ben kendimi bilmeseydim, çok daha fena olurdu'' - Vaktiyle bir fahişe yolda yürürken bir sokak köpeğine rastlamış. Hayvancağız güneşin altında o kadar susuz kalmış ki dili damağına yapışmış. Fahişe anında ayakkabısı çıkartmış, bir eşarba bağlayıp en yakınındaki kuyudan köpeğe su çekmiş. Sonra yoluna devam etmiş.
Ertesi gün ilmi derin bir Sufi' ye denk gelmiş. Sufi kadını görür görmez eline yapışıp hürmetle öpmüş. Fahişe şaşırmış, utanmıi. Hayatında kimse elini öpmemiş ki! Neden böyle yaptığını sorunca Sufi demiş ki. '' dün sen o susuz köpekçiğe samimiyetle şevkat gösterdin ya, Rab tüm günahlarını oracıkta affetti. Kardan paksın şimdi..'' - Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle birlikte aksın. '' Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir'' diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını'' =) =)
Hayat düşünülesi ve yaşanası.. Daha yazmaya kalksam eminimki yaşadıklarımızdan fazla yer tutamaz, o yüzden ''Yaşamak'' lazım ...
